Advert

Fakirin umudu!

Fakirin umudu!
Fakirin umudu! admin
Bu içerik 71 kez okundu.

Daha askerlik görevini bile yapmamış, bizden büyük yaşta olanların bize delikanlı diye seslendiği, hata işlediğinde büyüklerin "Bırakın ya, daha askerliğini yapmamış" dedikleri yaştayım.

Belediye sarayının arka sokağında cam ve çerçeve işleri yaptığım iş yerinde gelen müşterilerle çay kahve içip bazen ekonomik sıkıntılar, bazen hayali sohbetler edilirdi. Bu sohbetlerin konusu, çoğunlukla define ve çetelerin yaptıkları vurgunlardan aldıkları ganimetlerin saklandığı yerlerle ilgiliydi.

Dükkandan içeriye Teyyar dayım girdi.

-Selamünaleyküm millet.

Hep birden:

-Ve aleykümselam.

Ben:

-Hoş geldin dayı, Teyyar:

-Hoş bulduk.

Teyyar dayım, iş yaptırmaya gelmez. Haftada iki gün muhakkak yanıma gelir. Genelde sohbetimiz; saklı definelerin hikayeleri ve yerleri üzerine olur, kafa yorulurdu.

Teyyar dayım; hiç okula gitmemiş, okuyup yazmaya askerde öğrenmiş, saf ve temiz kalpli biriydi. Define bulmak için birkaç cinci hocanın kapısını da aşındırmış fakat hiçbir sonuç alamamıştı. Bazen ben, “İnanma bunlara dayı” dediğimde “Sizde inanç yok. Bulunca sen de ben de kurtulacağız yoksulluktan” der, kırlaşmış bıyığının altından hafifçe  tebessüm eder, güya “Siz ne anlarsınız be” der gibi kafasını sağa sola sallardı. Ben,

-Buyur dayı, dedim. Gözüyle sağa sola baktı. Kaşlarını çatarak, dudaklarına büzerek “Sonra” dedi. Diğer müşteriler konuyu anlamış, “Hadi biz gidelim, sizin özel işiniz vardır” deyip birer birer ayrıldılar. Sonunda Teyyar dayımla baş başa kaldık. 

-Anlat bakalım dayı. 

-Zengin olduk.

-Anlat bakalım.

Teyyar dayım, anlatmaya başladı:

- Zeybekler soyguna yaptıktan sonra reisleri, "Gelin, oturun bakem. Ganimete bölüşelim gari” deyip kazanılan ganimeti kızanlarıyla bölüşmüş. Ganimetten payını alan iki efe çok iyi anlaşıyorlar, ganimetleri beraber saklıyorlarmış. Ganimetlerden aldıkları altınları saklamaya giderlerken efelerden biri arkadaşını öldürmek için var gücüyle elindeki bıçağı arkadaşının sırtına saplıyor, yaralanan efe de tabancasını çıkarıp arkadaşını ateş edip orada öldürüyor. Bıçak yarası alan efe, kan kaybetmeye başlıyor. Gücü iyice zayıflıyor, sürüne sürüne elindeki altınları kuyunun içine atıyor. Ben kuyunun yerini buldum, gidip altınlara kuyudan alıp geleceğiz.

 -Dayı, bunu başka gören olmuş mu?

-Olmamış.

-İki zeybek de orada ölmüş mü?

-Evet.

-Peki dayı, bana söyler misin başka birisi yoksa bu olayı sen nasıl biliyorsun?

-Bana güvenilir biri anlattı.

-İkisinden başkasının bilmediği bu olayı güvendiğin kişi nasıl biliyor?

“Hııımm” dedi. Paketten bir sigara çıkardı, muhtar çakmağıyla yaktı. Derin bir nefes aldı, sigaranın dumanına karşıya doğru üfledi:

-Haklısın. Ben bunu hiç düşünmedim, dedi. Hadi birer çay daha söyle.

Çayları içerken başka define sohbetlerini anlatmaya başladı.

Teyyar dayım, felç oluncaya kadar gömü (saklı hazine) işleriyle uğraşmış. Hasta olunca,

-İşte geldik, işte gidiyoruz. Neye üzülüyorum biliyor musun?

 -Neye?

-Bunca yıldır uğraştım, bir şey bulamadan gideceğim. Buna üzülüyorum.

Biraz teselli ettikten sonra, "Nasip değilmiş be dayı” dedim

-Öyle, dedi.

Teyyar dayım; saf, temiz, kalbinde kötülük olmayan biriydi. Sen nurlar içinde uyu dayı. Seni her zaman hatırlayacağım.

Sende Yorumla...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kiraz’a yapılacak yatırımlar görüşüldü
Kiraz’a yapılacak yatırımlar görüşüldü
Turhan Eke'nin acı kaybı
Turhan Eke'nin acı kaybı