Advert
Çoban Ali
Mehmet KAMER/Han Kahvesi

Çoban Ali

Bu içerik 43 kez okundu.

Okkataşı ile Kemer'i birbirine bağlayan tarihi Kemer köprüsü, Romalılar zamanında yapılmıştır. Küçük Menderes Irmağı üzerine kurulan diğer köprü Hisar köprüsüdür. O da eski medeniyetler tarafından yapılmış olup halen kullanılmaktadır. Kirazın girişinde yer alan yeni köprü ise Cumhuriyet döneminde inşa edilmiştir. Dokuzlar'dan doğup Kadınderesi'nden ilerleyerek uzun bir yol kat eden Küçük Menderes Irmağı, Kiraz şehir merkezini selamlayarak Şemsiler Mahallesi'nden Kemer'e ulaşır. Kemer köprüsü, Kiraz'ın doğu ve batı yakasını birbirine bağlar. Eski köprünün yerine yeni yapılan köprü, aynı işlevi görmektedir. Kemer köprüsünün adından dolayı bölgeye Kemer adı verilmiştir. Yakın zamanlara kadar bu kadim köprünün kalıntıları mevcut iken bugün kaybolmuştur.

17. yüzyılda Evliya Çelebi, bu yolu takip ederek Kiraz'a gelmiştir. Yine bu yoldan Balyambolu (Beydağ)'ya geçmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nin 10. cildinde Kiraz'dan Gülşen Kazası olarak bahseder. Gülşen, yeşillikler içinde sulak ve verimli arazilerin yer aldığı, her türlü meyve ve sebzenin yetiştiği bir yer demektir. Kiraz'ın kent girişinde Selçuklulardan kalma tarihi bir hamamın olduğunu da seyahatnameden öğreniyoruz. Tevellüdü 1930-40 yılları arasında olanlar, Kiraz'ın girişindeki tarihi Selçuklu hamamını bilirler. Hamam kalıntıları, Kiraz'ın girişinde Köprübaşı'nın sağında yer almaktaydı. Bu hamam da bugün mevcut değildir. Ayrıca Evliya Çelebi seyahatnamesinde İsabey Camii, Hisar Kalesi, Kaleköy'deki kilise ile şimdi mevcut olmayan Umurbey Camii'nden de bahsetmektedir.

Kemer ile Okkataşı'nı birbirine bağlayan kadim yolun üzerinde Kocaotluk denilen büyük bir arazi vardır. 70-80 yıl evvel çobanlar, bu devasa arazide hayvanlarını otlatırlardı. Ödemiş'ten gelen yolcular, Okkataşı üzerinden bu yolu geçerek Kemer'e, oradan da Hanyıkığı üzerinden Derbent ve Alaşehir'e ulaşırlardı. Bu yol, Kiraz'ın en eski yoludur. Evliya Çelebi, Birgi ziyaretinden sonra bu tarihi yolu geçerek Keles'e gelmiş, yine bu yolu takip ederek Balyambolu'ya geçmiştir.

Umurcalı köyünden Karabacak Ali çobanlık yapardı. 200'ü aşkın koyunu vardı. Sürülerini genellikle Kocaotluk'ta otlatırdı. 1950 senesinin Haziran ayı başları idi. Baharın tüm canlılığı ve renkleri, tabiatın her zerresine hakim idi. O sene yağmurlar güzel yağmış, Kocaotluk adeta yeşil bir denizi andırıyordu. O gün Çoban Ali'nin Ödemiş Arduhanlı Kuran Kursu'nda okuyan oğlu Yusuf gelecekti. Çoban Ali, Çınarlı kuyu mevkiinde üç çınar ağacının en yaşlı olanına yaslanmış, heyecanla oğlunu beklemekteydi.

Öğle ezanı okunmuştu. Hava çok sıcaktı. Koyunlar, sıcaktan çınarların gölgesine sığınmış gölgeleniyorlardı. Çoban Ali namaz kılmak için davrandı, kova ile kuyudan su çekti. Çınarlıkuyu'nun buz gibi suyu ile abdest aldı ve çimenlerin üzerinde namazını eda etti. Çoban Ali, çınar ağaçlarının altında dinlenirken bir ara kendinden geçer ve uyuyakalır. Rüyasında Kocaotluk'tadır. Çınarlıkuyu'nun başında tütün tabakasını çıkarmış, tam sigarasını saracakken iki jandarma çıkagelir. O günlerde kaçak tütün içmek yasaktır. Karabacak Ali, jandarmaları görür görmez gümüş tabakasını kuyuya atar. Jandarmalar Çoban Ali'ye,"Amca o attığın tütün tabakasını bize getir, yoksa seni tutuklarız" derler. Çoban Ali, öte bakar beri bakar jandarmalardan kaçış yoktur. "Oğlum, ben yaşlı bir adamım, beni yormayın. Ben kuyuya inemem, insem de çıkamam. Ne olur güçlük çıkarmayın varın yolunuza gidin” der.             

Jandarmalar, ısrarla Çoban Ali'den kuyuya attığı tabakayı çıkarmasını isterler. Çoban Ali, gençliğinde güçlü, kuvvetli taşı sıksa suyunu çıkaracak çalışkan bir delikanlıdır. Beygirleri ile çatma döverek geçimini temin eden çalışkan ve dürüst birisidir. Jandarmaların bir anlık gafletinden faydalanan Çoban Ali, kavalıyla jandarma erinin kolunu vurarak tüfeğini yere düşürür. Tüfeği yerden alan Çoban Ali, diğer jandarmaya doğrultur ve onunda tüfeğini alır. Her iki jandarmayı tüfeksiz olarak gönderir. Amacı, jandarmalara bir ders vermektir.

Çoban Ali'nin Karaman köyünde bir asker arkadaşı vardır. Tüfekleri alarak hemen onun yanına gider. Başından geçenleri arkadaşına anlatır. Arkadaşı, jandarma komutanını tanımaktadır. Beraberce Kiraz Jandarma Komutanlığı'na giderler. Komutana durumu anlatırlar ve tüfekleri teslim ederler. Komutan, askerleri çağırtır ve Çoban Ali'den özür dilemelerini ister. İki asker gelir, Çoban Ali'nin elini öperek özür dilerler. Komutan da yaşananlardan dolayı üzgün olduğunu söyler olanlar için özür dileyerek Çoban Ali ve arkadaşını kapıya kadar uğurlar.

Çoban Ali'nin Ödemiş'te okuyan oğlu Yusuf da Çınarlıkuyu'ya gelmiştir. Yusuf, uyumakta olan babasına "Baba! Baba!" diye seslenir. Neden sonra Çoban Ali uyanır. Gördüğü rüyanın etkisinde kalmıştır. Vaktin nasıl geçtiğini anlamayan Çoban Ali, rüyasını oğluna anlatmaya başlar. Baba-oğul, koyunları önüne katarak Umurcalı Çayı'nı geçerler ve Tepecik'in ardından köye ulaşırlar. Çoban Ali, oğluna rüyayı anlatmaktan hal hatır sormayı bile unutmuştur. Köye vardıklarında akşam ezanı okunmaktadır. Baba-oğul, koyunları ağıla koyarlar. O sırada evin hanımı Karabacak Ali'nin karısı Şerife Hanım, iğde ağacının altındaki yer ocağında kompir kızartmaktadır. Baba-oğlun geldiğini gören Şerife Hanım, "Evimin neşesi, gözümün nuru Yusuf'um hoş geldin! Oğlum, siniyi koy da akşam yemeğini yiyelim" diye seslenir. Çoban Ali'nin hikayesi de burada sona erer.

Bu vesileyle başımızın üstünde yeri olan babalarımızın Babalar Günü'nü kutluyorum. Bu fani dünyada hoş bir seda bırakmanız temennisiyle sağlıcakla kalın efendim.

Sende Yorumla...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Saliha Özçınar’ın mutlu günü
Saliha Özçınar’ın mutlu günü
Genç başkan müjdeyi verdi
Genç başkan müjdeyi verdi